Bu Arabanın Distribütör Kapağı Yok, Çalışmaz

Kaynak: Hasan Sabri Kayaoğlu

Başımdan geçen çok güzel bir hikayedir. Hemen anlatıyorum. Çalıştığımız Devlet kurumundan bir arkadaş Anadol marka yeni bir araba almıştı. Ehliyeti de yeniydi.  Hikaye 35-36 sene önce gerçekleşti. O hafta sonu, pazar günü buluştuk.

Bizi arabasıyla maça götürdü. Çok kötü araba kullanmasına rağmen, sürekli, ‘bravo be, süper solladın, harikasın, vay anasını, virajı nasıl da aldın, pes..!’ vb. dolduruşlarla vatandaşı epey şişirdik.

En sevdiği şey yağlanmak olan “Ağa” lakaplı bu kardeşimiz, biraz daha pompalanınca,  ”beyler, maçtan sonra kurumun lokalinde akşam yemeğine davetlimsiniz” çıkışını -beklenen şarkı- yapmıştı bile…

Maç bitti, lokale doğru yola çıkıldı. Mübarek sanki F-1 sürücüsü Michael Shumacher, alçaktan uçuyor.

Lokale 2 km. kala meşhur bir turşucu var. Israr ettik, “duralım turşu alalım” diye.

Durduk, M.Shumacher Ağamız arabadan atladığı gibi ‘AZERİ TURŞUCU’ nun mekanına daldı.

Arabadaki herkes, sanki ortak düşünce ürünüymüş gibi,

”Yahu bu herife bir numara çekelim” gibisinden bakışmaya başladı.

Hemen araçtan çıkıldı, motor kaputu açıldı, hızla distribütör kapağı söküldü ve bagaja konuldu.

Az sonra elinde 2 kg. turşu ile gelen Ağa’mız,

”Alın lan turşularınızı aç herifler. Orada zıkkımlanın da gözleriniz doysun..!”

Babacan tavrı, kıl aldırmaz edasıyla direksiyona geçti ve kontağı çevirdi.

Aaaa, o da ne? Arabada ‘Tık‘ yok. Eski arabaların kontağı çevrildiğinde iyi bilinen o, ”gır gır gır gır gır” diyen marş sesi hiç çıkmadı.

Bir, beş, on kez denendi, yine tık yok… Sadece çıt-çıt diye bir ses çıkıyor.

Ağa gururunu ayaklar altına alıp bağırdı, ”Lan oturmasanıza öyle.

İnin bir bakın şuna nesi var?

Daha dün aldık bu mereti be!”

Herkes indi, kaput açıldı, ama biz zavallı aç ve cahil zevat-ı adiye takımından kimse sorunu çözemedi.

Oradan geçen bir taksi şoförüne rica ettik, durdu.

Daha ilk bakışta, ”birader bunun distribütör kapağı yok, bu araba hayatta çalışmaz..!” dedi ve gitti..

Ağa ağlamaklı. Teselli ediyoruz, ”bozma kafanı, yarın gider servisine yaptırırsın.

Nasıl olsa araba daha garanti kapsamında” laga lugaları…

Velhasıl, az sonra geçen bir ticari aracı çevirdik, 25 Tl. ye anlaştık ve arabayı lokalin karşısındaki boş arsaya çektirdik. Parayı da ‘Ağa’ ya ödettik. Nasıl olsa servisden parasını geri alacaktı ya..!

O gece yedik içtik, saat 24.00 civarı lokalden çıktık, Veee…

Tüm hesabı yine -hepimizden en az 3 duble fazla içmiş olan- Ağamız ödemişti.

Kapıda, ”Ulan beş param kalmadı. Bana bir taksi parası verin” diyen Ağamıza,

5 kişi büyük özverilerle ve epeyce silkelenerek, bir 10 Tl. para toplayıp verdik.

Vatandaş ayrıldı. Biz ise hep beraber işkembeciye gittik ve afiyetle karınlarımızı doyurduk.

Ehhh gülmekten kırıldığımızı söylemesem de anlamışınızdır.

Ertesi sabah sağdan soldan borç para bulan Ağamız, gidip arabasını servise çektiriyor.

Servis, arabanın bagajına bakmadan yeni bir distribütör kapağı takıyor.

Ağa’dan da 75 Tl. parça parası, 30 Tl.de servis ücretini bağırta bağırta alıyor.

Öğleden sonra daireye gelen ağamız : ”Ulan ne şans be. İki günlük arabanın distribütör kapağı düşüyor.

Maç, araba çektirmeler, yemek, servis vs. bana 500 Tl.’na patladı…”

Kimse konuşamadı. Ama yaptığımızdan pişman değildik. Sadece ‘Para Miktarı’ o yıllarda -bizim gibilere göre- çok fazlaydı. Ağa’ya göre değil…

Aynı gün öğleden sonra, Anadol’un bagajındaki parça bir şekilde oradan alınarak, yok edildi.

Erken emeklilik yasasından yararlanıp emekli olan ve müteahhitliğe başlayarak bayağı zengin olan bu Ağa’mıza, yıllar sonra konuyu anlattığımızda, son derece sakin ve pişkin;

“Bilmezmiyim lan sizin yaptığınızı. İlk anda anlamıştım. Ama bozuntuya vermedim. Bile bile numaranızı yemiş gibi davrandım.”

O öyle demişti…

Bir arkadaşımız ise ; “Ağa’nın anında Ankara Emniyet’i üst kademelerinden torpiller bulduğu,  ‘Distribütör Kapağını’ her yerde ‘aratmaya’ başladığı” bilgisini, tezgahın olduğu tarihten 2-3 gün sonra bize söylemişti bile…

Bu yazıyı okumanız ve blogu ziyaretiniz için teşekkür ederim…